23 Haziran 2009 Salı

"ben her bahar asik olmam ama her bahar gitmek isterim." Berlin'e.

Her bahar gitmek ister mi insan mutlu olduğunda bilemem. Belki de gitmek sadece mutsuzlar içindir. Gidince kaçacağını, kimsenin onu tanımadığı yerde yepyeni bir yaşam kuracağını, benliğini didik didik edip kendini yeniden yaratacağını sananlar için. Belki de buna içten içe inananlar için. Oysa nice şairin de söylediği gibi gitmekle kaçılmıyor, gidilen yerde yeni bir sen yok çünkü. Sırtındaki küfenin içinde en ağır yükün sensin çünkü.
Amsterdam'ın sokaklarının iyi gelmediği bünyemde hala sahte bir turist şehrinin verdiği huzursuzluk var. Berlin'in çoğu zaman alıp yok ettiği uyuşukluğum Amsterdam'da gene beni buldu. Sahte turist şehrinin penislerle vajinalarla, coffee shoplarla hostellerle bezeli sokakları bana saçma bir rahatsızlık hissinden başka bir şey vermedi. Yanımdakilerden mi hoşnut kalamadım şehirden mi, yoksa her şey (yine) havadan mı bilemedim. Burada havalar hep parçalı bulutlu. İnsan bir şehre deli gibi aşık olsa da, tüm eski sevgililerinden daha fazla sevse ve bağlansa da, şehre kök salsa ve şehir de bu bağlanmayı karşılıksız bırakmayıp onun içine işlese de, havanın hep parçalı bulutlu olduğu yerde yaşanmaz, yaşanmıyor. Sıcağı gören Akdenizli olarak üzerindeki kat kat giysileri çıkarıp fırlatma girişimleri her seferinde daha kalınlarını bulup üzerine geçirmeyle sonuçlanan biriyim ben. Parçalı bulutludan ruhu sıkılmış, kemikleri henüz ısınamamış, Berlin'e ilkbaharda aşık olmuş, bir mayıs coşkusunda yürürken aşka göz kırpmış, yazdan umudunu kesmiş biriyim.
Amsterdam'ı bana defalarca methetmiş olan arkadaşlara sesleniyorum, gelin Berlin'i görün. Berlin'in kendine has sentezinde Amsterdam'ın otlarından çekemeyeceğiniz, mantarlarından tadamayacağınız bir sentez var çünkü. Yemeğinden konuşmasına, müziğinden giyimine göçmenlerin her şeyi birbirine katıp karıştırıp dönüştürdüğü, yeniden yarattığı şehir burası. Sonuç ne olmuş derseniz, kimsenin korktuğu gibi farklı kültürlerin çarpışmasından kavgalar, gürültüler kopmamış. Berlin farklı olanların (rahat bırakıldığında) birbirini kucakladığının kanıtlandığı yer olmuş. Ne de olsa müzik evrensel, sanat evrensel, sevmek, sevişmek evrensel, iletişim kurma çabamız, birbirimize dokunma isteğimiz evrensel. Karmaşanın güzelleştiği, güzelleştirdiği bu şehrin güzelliğinde hoşgörünün rolünü atlamamak gerek ama. Ben bir şehrin ne kadar hoşgörülü, farklı olana ne kadar açık olduğunu gaylere, lezbiyenlere tavrına bakarak anlarım.
Bu fotoğraf da Berlin'in nerede durduğunun kanıtıdır kanımca. Sokaklarında yabancı hissetmediğim, turist gibi gezinmediğim tek şehir bu. Kendi memleketimden başka. Ne doğusunda, ne batısında, ne Almanların ortasında, ne Türk mahallesinde. Çeşitliliğin kutlandığı ortamların ne kadar zenginleşebileceğini ve insanoğlunun tüm bu çeşitliliğin göbeğinde birbirini incitmeden, birbirine müdahale etmeden yaşayab,leceğini görüyorum. Bize dayatılandan ne kadar farklı değil mi?
Biz hep farklı olandan korkup onu kendimize benzetmeye çalıştık. Benzetemediğimizde de dışarıda bırakmaya. Oysa insan hayatında çeyrek yüzyılı geride bırakmışken kendisinin bile ne olduğunu, nerede durduğunu bilemiyorsa, emin olduğu çok az şey kalmışsa hayatta ve geri kalanlardan da belki de bir daha hiçbir zaman emin olamayacağını düşünüyorsa, o zaman korkulacak bir şey kalmadığını da anlıyor. Anlıyor anlamasına da, arada korkuyor gene de. Çünkü zafer kazanmak yalnız kalmaktan ibaret olabilir bazen. Ve o zaman haykırmak isteyebilirsin, gel ben kaybettim diye.

3 yorum:

Talihsiz Şeyler Kişisi dedi ki...

Amsterdam'ı öven arkadaşlardan biri olarak çok üzüldüm valla o güzelim şehri bu kadar kötülediğiniz için, gerçekten çok üzüldüm, otu, mantarı değil bir tek, o şehrin rahatlığı, insanların birbirine aldırmazlığı, sakinliği, insanı kendi hayatından alıp götürmesi, yepyeni bir kimlikle her şeye başlayabilme hissi gibi şeyler de vardı ama siz onları kaçırmışsınız sanırsam hıh!

daisy dedi ki...

Bir turist şehrinde bunları bulabilmiş olmanız beni şaşırtmadı değil sevgili Talihsiz Şeyler Kişisi.
Talihsizliğinizin bir uzantısı olarak Amsterdam'ı bu kadar sevdiğinizi düşünmekten kendimi alamıyor, sizi çoktan açılmış olan üçüncü gözünüzle Berlin'i görmeye davet ediyorum.

daisy dedi ki...

Hem açılan üçüncü göz yeniden kapanır mı, kapanırsa ne zaman?

İzleyiciler